Allah Teala, kainatın yaratıcısı, müdebbiri, tüm mevcudatın Rabbi, ibadet edilecek eşi ve benzeri olmayan tek merciidir. Bizler ise onun aciz kullarıyız. Allah Teala’yı tanıdığımız ve ona kulluğumuz nisbetinde değer kazanır, O’ndan uzaklaştığımız miktarda da değerimizi kaybederiz. Bundan dolayı Müslümanlar olarak Rabbimizi tanımak ve O’na layıkıyla kul olmaya gayret etmek bizim vazifemizdir.

Bu yazıda Allah’ın bizlere kendini bildirdiği kadarıyla bazı yönleri ile anlatmaya çalışacağım. Allah Teala’yı tanıtmak ve O’nu anlatmak hiç kimsenin haddi değildir. O’nu anlatsa anlatsa Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) anlatabilirdi ve o da anlattı. Benim kesinlikle böyle bir iddiam olamaz ve kimse de böyle bir işe soyunamaz. Ancak burada anlatacaklarım, Allah Teala’nın bizlere kendini anlattığı ve Peygamberimizin de bize tanıttığının sadece küçük bir özeti olabilir. 

Bu yazı ile başlamış olacağım yazı serisinde Rabbimizin Kur’an’da bize anlattığı Efendimiz’in açıkladığı yönleri ile Allah’ı anlamaya ve anlatmaya çalışacağım. Rabbimiz bize kendisini isim ve sıfatları ile tanıtmıştır. Bu isimlere, genel olarak en güzel isimler anlamında Esmaül Hüsna denilmektedir. Başta bu isimler ve Allah’ın sıfatlarından yola çıkarak anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.

İlk olarak الله kelimesini anlamaya çalışarak başlayalım. 

Allah Kelimesi

Allah, ezel ve ebed, hiç bir şey yokken hatta zaman dediğimiz kavram bile yokken vardı. Onun için önce ve sonradan bahsetmek bile aslında anlamsız çünkü önce ve sonra dediğimiz kavramlar tamamen zaman ile ilgilidir. O ise zamanın dışında, zamandan münezzehtir. Zaman yaratılmadan önce de o vardı. Bu yüzden الله lafzının yaratıcımızın has ismi olduğunu düşünürsek, bu kelimeyi başka kelimelere dayandırmak, kökünü aramak aslında beyhudedir.

Ancak dil bilginleri yine de Allah kelimesinin dil anlamında kökünü araştırmışlardır. Burada bizde dil bilimcilerin etimolojik anlamda Allah kelimesinin kökü olabilir dediği ancak bana göre sadece Allah kelimesine benzeyen kelimelere bir bakalım. 

Bu konuda Arap dili uzmanları ve batılı araştırmacılar olan müsteşrikler farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Kelimenin herhangi bir kökten türemiş olmayıp sözlük mânası taşımadığı ve gerçek mâbudun özel adını teşkil ettiği, yahut sözlükte bir anlamı olsa bile gerçek mâbuda ad olunca bu anlamı kaybettiği genellikle kabul gören görüştür. Bununla birlikte onun çeşitli köklerden türemiş olabileceğini söyleyenler de vardır. Bu ikinci grubun görüşleri şöyle özetlenebilir:

  1. İlâh kelimesinden türemiş olup başına harf-i ta‘rif getirilmiş, bir taraftan el-ilâh şeklinde dildeki yerini almışken diğer taraftan kullanım sırasında dile kolaylık sağlamak maksadıyla asıl kelimenin hemzesi kaldırılmış, lâmlar birleştirilmiş (idgam) ve azamet ifade eden kalın bir ses verilerek Allah tarzında okunmuştur. İlâh kelimesi ise “kulluk etmek” mânasındaki elehe-ye’lehu veya “hayret ve şaşkınlık içinde kalmak, gönülden bağlanıp sığınmak” anlamındaki elihe-ye’lehu ve velihe-yevlehu kökünden ism-i mef‘ûl mânasında bir masdar olup “tapınılan, yüceliğinin karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılıp sığınılan” mânalarını ifade eder. Ancak ilâh, hak mâbud için olduğu gibi bâtıl tanrılar için de kullanılmıştır.
  2. “Gizlenmek, duyu idrakinin fevkinde olmak” anlamındaki lâhe yelîhu kökünden leyh ⟶ lâh kelimesinden türemiş olup “duyu idrakinin ötesinde bulunan” demektir. Lâh kelimesinin başına harf-i ta‘rif getirilerek lâmlar birleştirilmiş ve Allah kelimesi elde edilmiştir.
  3. Daha çok yabancı yazarların gösterdiği bir temayüle göre Allah lafzı, Câhiliye Arapları’nın putlarından olan el-Lât (اللات) veya Ârâmîce elâhâ(الاها) kelimelerinden alınmıştır. Bu görüşe bir Müslüman olarak katılmak pek mümkün gözükmüyor.
  4. Velehe: Yükseldi anlamına gelir. Allah Teala’nın yüceliği, yüksekliği ile alakalıdır.
  5. Velh: Şaşkınlık ve aklın gitmesi’ anlamına gelmektedir. Bir yönüyle hayret makamını göstermektedir.
  6. Lâhe: Gizli oldu, gizlendi anlamına gelir. Allah (celle celâluhu), gözle görülmez. Şiddeti zuhurundan gizli denilir.
  7. Elihe: İltica etti, sığındı mânâsına gelir. Aciz olan insanın, Allah’ın şefkat ve merhametine sığınmasını ifade eder.
  8. Kulluk: Kulluğa layık olan yegane Mabud, Allah’tır. Elehe kelimesinin bir anlamı da kulluktur. Bu yüzden Allah kelimesi ile ilişki kurulmuştur.
  9. Himaye: اله – Elihe kelimesinin bir anlamıda “himaye etti” demektir. Allah Teala’nın koruyup kollayan olduğunu ifade etmektedir. 

Tüm anlamlar bir tarafa Kur’an’ın gelmesi ve İslam nurunun doğması ile birlikte Allah/الله lafzının Rabbimizin özel adı olduğu kesinlik kazanmıştır. Artık Lafzatullah’ın nereden geldiğinin ve hangi kelimeden türediğinin çok önemi yoktur.

Allah Kelimesindeki Mucize

Allah lafzında yine dil açısından mücizevi bir yön vardır. Allah kelimesinin rabbimizin özel adı olduğunu anladık. Ancak الله kelimesindeki harfleri Arapça’ya göre baştan başlayarak tek tek kaldırdığımızda yine Allah anlamına gelmektedir. Bu harfleri kaldırdıktan sonraki hallerine ise Kur’an’da da bir çok örnek vardır.

Şimdi bunlara bir bakalım.  

الله kelimesinin başındaki elif / ا harfini kaldırdığımız zaman لله kalır ki, yine “Allah” demektir. Lillehi şeklinde okunur ve Allah için, Allah’a ait, Allah’ın anlamlarına gelir. Mesela Bakara Suresi 285. ayette,  لله ما في السماوات وما في الارض buyurulmaktadır. Bu ayette لله /lillahi “Allah’ındır” anlamında geçmektedir. Kur’an’da bu ifade daha bir çok yerde geçmektedir. 

İlk olarak الله kelimesinden elif harfini kaldırdık ve Allah kelimesinin anlamında bir değişiklik olmadı. Şimdi ikinci harfi yani lam harfini kaldıralım. 

Elif ve lamı beraber kaldırınca له ifadesi kalmaktadır ki bu ifadenin anlamı ona ait demektir. Lehû ifadesi de “Allah’a ait” anlamında Kur’an’da sıkça kullanılmaktadır. Yani lehû ifadesi de yine Allah anlamını kaybetmedi. 

Baştaki elifi ve iki lam harfinin ikisini de kaldırdığımız zaman sadece ه/hû harfi kalmaktadır. Arapça’da hû “O” demektir. Hû yani o, ise hem tasavvufta Allah anlamına gelir ve Hû şeklinde zikir çekilir, hem de “O” denildiği zaman mücerret manada Allah kast edilir.

Sonuç olarak Allah kelimesinin harflerinin tek tek çıkardığımızda anlamından hiçbir şey kaybetmiyor. Bu durum başka kelimelerde görmenin pek mümkün olmadığı Allah /الله kelimesine mahsus bir durumdur.

Ayrıca Hû ifadesi tasavvufta da en büyük zikir olarak kabul edilmiştir. Çünkü Allah’ı diğer isimleri ile zikretmekte bir beklenti olabilir. Mesela Ya Rezzak denildiği zaman bir rızık beklentisi Ya Şafi denildiği zaman da bir şifa beklentisi ortaya çıkar. Diğer isimler de bu şekildedir. Ancak Hû öyle değildir. Beklentisizliğin zirvesi ve Allah’ı sadece Allah olduğu için zikretmenin şeklidir. 

Allah’ın Varlığı

Müslümanlar olarak Allah Teala’nın varlığından şüphe etmeyiz. Tüm inancımız da zaten Allah’ın varlığı ve birliği üzerine kuruludur. Ancak hem farklı kültürler ile karşılaştığımızda inandığımız Allah’ı anlatmak, hem irşad ve tebliğ vazifesini yerine getirebilmek, hem de kalbimizdeki Allah inancını aklî olarak da pekiştirip perçinleyebilmek için Allah’ın varlığının delillerini çok iyi bilmemiz gerekir. Bunun için İslam Alimleri Allah’ın varlığını ispat etmek için farklı deliller ortaya koymuşlardır. Bu deliller;

  • Hudus Delili
  • İmkan Delili
  • Nizam Delili
  • Fıtrat Delili
  • Tasavvuf Metodu

Elbette Allah’ın varlığının delilleri sonsuzdur. Ancak daha akılcı olması için kelam alimlerimiz bu delilleri ve Mutasavvıflarımız da tasavvuf metodunu ortaya koymuşlardır. Bu delilleri müstakil bir makalede daha ayrıntılı olarak ele almayı planlıyorum. 

Allah’ın Birliği

Allah’ın birliği de varlığı gibi inancımızın en temel yapı taşlarından biridir. Çünkü dinimiz daha çok Allah’ın birliğine vurgu yapmaktadır. Allah’ın eşi, benzeri ve ortağı yoktur ve olamaz. 

Allah’ın birliğinin de elbette bir çok delili vardır. Bu yazıyı çok fazla uzatmamak için bu konuyu da yine başka bir makale’ye havale ediyorum. 

Allah’ın İsimleri

Allah Teala’nın diğer isimlerinden Kur’an’da bizi bildirdikleri kadar biliyoruz. Peygamber Efendimiz de “Allah’ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen (ihsâ) cennete girer”. buyurmuşlardır. Bu hadis vesilesiyle Allah’ın 99 ismi yada esmaül hüsna şeklinde Müslümanlar arasında yaygınlık kazanmış ve bu isimler genellikle ezberlenerek zikredilmeye gayret edilmektedir. Burada kısaca bu isimleri verip esmaül hüsna ile ilgili daha geniş bilgi verebileceğim ayrı bir yazı yayınlamayı planlıyorum. 

Ebu Hureyre aracılığı ile nakledilen yukarıda verdiğim hadisin sonunda farklı rivayetlerde farklı isimler de verilmiştir. Biz burada İbn Mace’nin Kur’an’dan derlemiş olduğu yani Kur’an’da geçen Allah’ın 99 ismini vereceğiz. 

القدوس الملك الرحيم الرحمن الله
الجبار العزيز المهيمن المؤمن السلام
 الغفار  المصور  البارئ  الخالق  المتكبر
الرزاق الخلاق الوهاب التواب القهار
 الواسع  العظيم  الحليم  العليم  الفتاح
 البصير  السميع  القيوم  الحي  الحكيم
 المحيط  الكبير  العلي  اللطيف  اللطيف
 الرقيب  الكريم  النصير  المولى  القدير
 الحفيظ  الحسيب  الوكيل  المجيب  القريب
 الشهيد  الوارث  المجيد  الودود  المقيت
 القوي  المبين  الحق  الحميد  الولي
 القادر  الشديد  المالك  الغني  المتين
المستعان الشاكر الكافي القاهر المقتدر
الآخر الأول الغافر البديع الفاطر
الحكم الغالب الكفيل الباطن الظاهر
القائم المنتقم الحافظ الرفيع العالم
النور المتعالي المليك الجامع المحيي
الرؤف العفو الشكور الغفور الهادي
الرب الحفي البر الأعلى الأكرم
  الصمد الأحد الواحد الإله

Allah’ın Sıfatları

Allah Teala’nın isimleri gibi bir de sıfatları vardır. Bu sıfatlar konusu İslam Tarihi’nde büyük tartışmalara sebep olmuştur. Bu sıfatların Allah Teala’nın birliğine zararı olup olmayacağı tartışılmıştır. Ancak şu da bir gerçek ki insanın hakkıyla kul olabilmesi için Rabb’ni iyi tanıması gerekir. Biz de Rabbimizi sadece isim sıfat ve icraatlarıyla tanıyabiliriz. Kur’an’da da Allah’ın sıfatlarından bol bol bahsedilmiştir. Bu yüzden Allah’ı iyi tanıyan ve O’na iyi kulluk yapabilmemiz için kullar olmamız gerekir. 

Şimdi bu tarihi tartışmaları geçip Rabbimizin sıfatlarını görelim. 

Allah’ın Sıfatları 3 ana başlık altında incelenmiştir. Bunlar;

  1. Tenzihî / Selbî Sıfatlar: Bu sıfatlar acz, eksiklik ve yaratılmışlık gibi ulûhiyyete nisbet edilmesi mümkün olmayan kavramlardır. Bunlar;

Vücûd yokluğu düşünülmemek

Kıdem varlığının başlangıcı olmamak

Bekā varlığının sonu olmamak

Muhâlefetün li’l-havâdis yaratılmışlara benzememek

Kıyâm bi-nefsihî varlığı için başkasına muhtaç olmamak

Vahdâniyyet “şeriki bulunmamak”

  1. Sübûtî Sıfatlar. Allah’ın zâtına nisbet edilen ve O’nun ne olduğunu ifade eden sıfatlardır.
  • Hay – Diri
  • Alîm – bilen
  • Semî’ – işiten
  • Basîr – gören
  • Kadîr – güç yetiren
  • Mürîd – dileyen
  • Mütekellim – konuşan
  1. Fiilî Sıfatlar. Esmâ-i hüsnâ içinde Allah-kâinat ve Allah-insan ilişkisini ifade edenlerin fiilî sıfatları teşkil ettiklerini söylemek mümkündür.

Allah’ın sıfatları konusunu da yine ayrıca bir makalede ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. 

İlahiyatçı/Yazar 2005 yılında İHL'den mezun oldu. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmen oldu. İnsanın yaratılışı ve sorumlulukları, kulların vasıfları gibi konularda küçük konferanslar verdi. Din Kültürü branşında Üniversite sınavlarına hazırlık ve KPSS alan sınavı hazırlık kitapları hazırladı. Sorularınız için [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya isminizi giriniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.