Allah, varlığı kendinden (Vacibu’l-vucud) ve bütün hamd ve övgülere layık en yüce varlığın adıdır. Bu tanımda, Kur’an’da Allah’ın bize kendini tanıttığı sıfatlardan yola çıkarak bir tanım yapılmıştır. Burada varlığı kendinden ifadesi, Allah’ın yokluğunun düşünülemeyeceği ve var olmak için başka bir varlığa ihtiyacı olmadığı anlamına gelmektedir. Her türlü hamd ve övgüye layık olması ise O’nun kemal sıfatlarına sahip olduğunun göstergesidir. Allah Teala’nın tanımıyla birlikte söylenebilecek daha bir çok sıfat da elbette var ve bunları Allah (cc) isimli makalemizde incelediğimiz için burada bunların ayrıntısına girmeyeceğim. Bununla birlikte Allah Teala’nın isimlerinden de onu tanıyoruz. Bu yüzden Allah’ın isimlerini de bilmek gerekmektedir. Bunun için de Esmaül Hüsna ile ilgili makalemizi inceleyebilirsiniz. 

Bu makalemizin konusu Allah’a iman olmasına rağmen başlarken Allah kelimesinin anlamı ve Allah’ı tanımak için bilmemiz gereken isim ve sıfatlarından kısaca bahsetmek ve ayrıntılı makalelerimize yönlendirmek istedim. Çünkü Allah’a imanı anlamak için öncelikle Alah’ı tanımak gerekmektedir. Aksi takdirde  Allah’a imanı tam anlamıyla gerçekleştirmek mümkün değildir. Ayrıca Allah’ı tanımak ve bilmek yaratılışımızın gayesi ve fıtratımızın bir gereğidir. Allah’ı tanıma ile ilgili kısaca bilgi verdikten sonra şimdi Allah’a iman konusuna geçebiliriz.

Allah’a İmanın Anlamı

Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, iman esaslarının birincisi ve temelidir. Bütün ilahi dinlerde Allah’ın varlığı ve birliği en önemli inanç esası olmuştur. Çünkü diğer tüm inanç esasları, bu temele dayanmaktadır.

Allah’a iman etmek demek; 

  • Onun var ve bir olduğuna,
  • Yüce ve aşkın sıfatlara sahip olduğuna,
  • Eksiklik ve noksanlığı çağrıştıran her bir niteleme ve benzetmeden uzak olduğuna inanmaktır.

Allah’ın tanınması ve bilinmesi, yaratılışımızın da gayesidir. Çünkü insan Rabbini tanımak, ibadetleri ile ona kul olmak için yaratılmıştır. Zariyat Suresi 56. surede  “Ben cinleri ve insanları sırf Beni mabud tanıyıp, yalnız bana ibadet ve kulluk etsinler diye yarattım.” buyurulmaktadır. Bu da Allah’ı tanımanın ve O’na inanmanın yaratılışımızın gayesi olduğunu göstermektedir. Ayrıca Allah’tan başka hiçbir nesneyi de rab olarak tanımamak, yani şirk koşmamak gerektiği de hatırlatılmış olmaktadır. 

Tarih Boyunca Allah İnancı

Hz. Adem’den bu güne kadar  yaşayan toplumlar arasında yüce bir yaratıcıya inanmayan bir topluma rastlamak neredeyse mümkün değildir. Her toplum yüce bir yaratıcının varlığına inanmıştır. Çünkü insanın tabiatında, bir yaratıcıya inanma vardır ve bu insan için bir ihtiyaçtır. 

Bugün, dinler tarihi uzmanları tarafından ilk inanışlar konusu araştırılmakta, fetişizm, totemizm ve animizme dayalı olarak yapılagelen antropolojik açıklamalara yeni bir tane daha eklenmiştir. İnsan hayatının en basit halinin örneklerinin görüldüğü Avustralya’nın güney doğusundaki ilkel kabileler üzerinde yapılan son çalışmalar, onların da yüce bir varlığa inandıklarını ortaya koymuştur.

Dinler Tarihi alanında yapılan yeni araştırmalar, ilkel toplumlarda dahi Allah’ın varlığına ve birliğine dayalı bir inancın bulunduğunu, politeizmin (çok tanrıcılık) sonradan bir sapma olarak ortaya çıktığını göstermektedir. İnsanın var olduğu günden bu yana bu inanç farklı şekillerde de olsa hep var olmuştur. 

Bu durum aynı zamanda tarih boyunca tüm milletlere peygamber gönderildiği gerçeğinin de bir yansıması olarak gösterilebilir. İlk insan Hz. Adem, zaten bir peygamber olarak gelmiş ve ondan son peygamber Hz. Muhammed’e kadar bir çok peygamber gelmiş geçmiştir. Fatır Suresi 24. ayette de “Uyaran bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur.” ifadesi ile bu durum açıklanmıştır.

Sonuç olarak Allah, inanma fıtratı ile yaratmış olduğu insanı, bu ihtiyacını doğru şekilde doldurabilmesi için rehbersiz yani peygambersiz bırakmamıştır. Bu şekilde sürekli doğru  inancı göstermiştir. Bunun bir yansıması olarak da tarih boyunca Allah inancı hep var olmuştur.

Ancak tarih boyunca bu peygamberlere uyarak Allah’a inananlar olduğu gibi inkar edenler de hep var olmuştur. peki yukarıda anlattıklarımıza rağmen inkarcılar nasıl var olabiliyor. Bu sorunun ve bununla beraber Allah’ı inkar etmenin mümkün olup olmadığını da incelemeye çalışalım.

 

İnsanlar Neden Allah’ı İnkar Eder

Kur’an’da insanların imana davet edilmesi, tarih boyunca peygamberler gönderilmesi, mucizeler gösterilmesi gibi imana davet eden bilgilerin yanında, bu dünyanın imtihan yeri olduğu, hayatın ve ölümün imtihan için yaratıldığı, bozulmamış fıtratın iman edeceği ama bozulmuş fıtratların da olduğu belirtilmektedir. Tüm bunlar aslında iman edenlerin yanında inkar edenlerin de varlığının gayet doğal olduğunu göstermektedir. 

Kainatta her şey zıddı ile kaimdir. Zıddı ve niddi olmayan bir tek Allah vardır. İnsanlar olarak biz de varlıkları bu zıtları ile anlamlandırıp tanıyabiliyoruz. Karanlık olduğu için ışığı, kötülük olduğu için iyiliği biliyoruz. Aynı şekilde inkar olmasaydı bu durumda iman da olmazdı. Bu yüzden imanın gerçekleşebilmesi için inkarın ve inkar edenlerin varlığı da aslında bir zorunluluktur. Bu yüzden inkar eden kafirlerin varlığı garipsenmemelidir.

Bir de olaya inkar edenlerin penceresinden bakıp, kendimizi inkardan koruyup imanımızı pekiştirmek Allah’ın varlığını ve O’na imanı daha iyi anlamaya çalışalım.

Allah’ı İnkar Mümkün müdür?

Kainatta hiç bir şey başıboş bırakılmamıştır. İnsanoğlu da bu durumu kendisine örnek almış ki köyler, şehirler, ülkeler kurmuş ve bunların başında yöneticilerin olduğu bir sistem kurmuştur. Tarih boyunca başında bir yöneticinin olmadığı bir köy dahi olmamıştır. Bu durum insanın dışındaki varlıklar için dahi böyledir. Arıların bir kraliçesi, karıncaların bir beyi vardır. Diğer canlılar da böyledir. Durum böyle iken koca kainatın başında hiç kimsenin olmadığını iddia etmek, bu mükemmel sistemlerin kendiliğinden oluştuğunu ve yürüdüğünü savunmak aslında pek akıl karı değildir. Bütün bunları var eden, düzenleyen ve düzeni devam ettiren Allah’tır (c.c.)

Buna rağmen insanlar neden Allah’ı inkar ederler? Şimdi bunun sebeplerini anlamaya çalışalım.

Varlığa Yüzeysel Bakıştan Dolayı

Yüzeysel bakış ile kastımız bazı insanların bilgi eksiklerinin olması ve yeteri kadar araştırmamalarıdır. Aslında yeteri kadar araştırsalar bir yaratıcının varlığına kendileri de inanacaklar ama bunu önemsemiyorlar ve bu yüzden bir yaratıcının varlığını inkar ediyorlar. Bu tarz insanlar verilerle, bilgilerle kesinleşmiş olan bilgileri de kabul etmeyebilirler. Mesela bu güne kadar hiç bir zaman atom ve atom altı parçacıkları duymayan bir insana bunları anlattığınızda “Hadi canım sen de. Öyle şey mi olur?” deyip söyledikleriniz ne kadar kesin bilgiler de olsa kabul etmeyebilir. Aynı şekilde bir yaratıcının varlığını da kabul etmezler.

Aslında kainatta mükemmel bir düzen var ve bu düzeni anlamak, ancak araştırmak ve anlamaya çalışmakla mümkün oluyor. Bu düzen anlaşıldığı zaman da insan doğrudan bir yaratıcının varlığını anlıyor.

Taklitçilik

İnsanları inkara iten sebeplerden bir tanesi de taklitçiliktir. İslam dini de inmeye başladığı andan itibaren en çok taklitçilik ile mücadele etmiştir. Çünkü ilk muhatapları atalarının dininden vazgeçmeyeceğini söyleyerek körü körüne bir taklitçilik örneği ortaya koyuyorlardı. Kur’an ise “ya onlar yani atalarınız yanlış bir inanç üzereyseler yine de mi vazgeçmeyeceksiniz?” diyerek mantıklı düşünceye davet ediyordu. Ancak bu durum sadece o döneme has değil. Her dönemde alışkanlıklarından vazgeçemeyen ve bağnazca bunlara sarılan insanları görmek mümkündür. 

İnsanlar çevrelerinden yada  atalarından gördüklerini hiçbir kritere tabi tutmadan kabul edebiliyorlar. Halbuki dünyada birinin ak dediğine başka birisinin kara dediği sayısız olay bulunmaktadır. Bu da gösteriyor ki her insanın söylediğinin doğru olması mümkün  değildir.

Olması gereken ise insanın aklını ve mantığını kullanarak, Allah’ın göndermiş olduğu delilleri değerlendirmesidir. Her duyulanın doğru olmadığını, doğruyu ancak kendi akıl ve bilgi birikimimiz ile bulabileceğimizi anlamak gerekmektedir. 

Bu şekilde kendi çevreleri bir yaratıcıya inanmadığı için Allah’ın varlığını kabul etmeyen kişilerin de çevrelerinin etkisinden kurtularak, akıl, mantık ve bilgi ile bakış açılarını değiştirip doğruyu bulmaları gerekir.

Ön Yargılar

Ön yargılar her zaman insanların hakikati görmelerine engel olur. Her konuda öncelikle ön yargılar bir kenara bırakılıp, akl-ı selim ile değerlendirilme yapıldığı zaman gerçekler ortaya çıkar. Bu durum Allah’ın varlığı için de böyledir. Eğer bir yaratıcının varlığının kabul etmeme şartlanmışlığı ile konuya yaklaşılırsa, hangi delil ile anlatılırsa anlatılsın kişi bir yaratıcının varlığını kabul edemeyecektir. Burada kullanılan metotların bilimsel veriler olmasının da hiçbir önemi kalmayacaktır. Çünkü insan şartlanmışlık neticesinde elinde bulunan verileri de  kendi şartlanmışlıklarına göre değerlendirmektedir. Örneğin Darwin yaptığı araştırmalar sonucu canlılarda bir tekamül olduğunu söylemiştir. Ancak daha sonraki insanlar sanki Darwin, “Allah yoktur.” demiş gibi bunun arkasına sığınarak “Allah yoktur.” tezini savunmuşlardır. Bu insanların kendi şartlanmışlıklarına göre Darwin’inin söylediklerini yorumladıklarının göstergesidir. 

Bu yüzden her durumda olduğu gibi dini konuların anlaşılması için de kafamızdaki ön yargıları bir kenara koyarak işe başlamak ve doğru sonuca ulaşmaya çalışmak gerekmektedir.

Hesap Verme Korkusu

Allah’ı inkar eden insanların bir kısmında hesap verme korkusu bulunmaktadır. Bu tarz insanlar dünya hayatında istedikleri gibi yaşamak isterler ve sonunda yaptıklarının cezası olacağını kabullenmek istemezler. Bu düşüncelerinden dolayı a Allah’ın varlığını kabul etmek istemezler. Çünkü “Allah vardır.” derlerse artık onun isteklerine boyun eğeceklerini ve dünyada istediklerin gibi zevk alarak yaşayamayacaklarını düşünürler. Halbuki İslam Dini’ne göre insanın ihtiyacı olan her şey meşru yollardan karşılanabilmektedir. Ancak bu insanlar bunun farkında değillerdir. Zenginlik, cinsel arzular, makam gibi nefsin hoşuna giden her şey İslam’a göre helal yollardan elde edildiği sürece helaldir ve insanın bu yönünün zaten tatmin etmektedir.

Sonuç

İnsan çevresine baktığı zaman Allah’ın varlığına dair sayısız delili bulabilmektedir. Buna rağmen zihninde şüpheler varsa bunları gidermek için de aklını ve mantığını kullanarak, Allah’ın göndermiş olduğu Kur’an’ı da okuyarak doğru sonuca yani Allah’ın var olduğu sonucuna ulaşabilir. Yeter ki insan kendisinde olan potansiyel yeteneklerini en iyi şekilde kullansın. 

İlahiyatçı/Yazar 2005 yılında İHL'den mezun oldu. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmen oldu. İnsanın yaratılışı ve sorumlulukları, kulların vasıfları gibi konularda küçük konferanslar verdi. Din Kültürü branşında Üniversite sınavlarına hazırlık ve KPSS alan sınavı hazırlık kitapları hazırladı. Sorularınız için admin@bilginadamlar.com adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya isminizi giriniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.