Çok yemek, hem maddi hem de manevi bir çok hastalığın sebebidir. Peygamberimiz bir çok hadislerinde çok yemekten sakındırmıştır. Hz. Davut gibi bazı Peygamberler de bu konuya dikkat çekmiş ve insanları uyarmışlardır. Kur’an’da da bir çok konuda israf etmekten sakındırılmış yeme konusunda da israf etmemek emredilmiştir. 

Çok yemek yemek, maddi olarak bir çok hastalığın sebebidir. Yemeklerin bu sağlık problemlerine nasıl sebep olduğunu aşağıda anlatacağım. Ancak yemekler sağlık problemlerine sebep olduğu gibi ruh sağlığı ve manevi yönlerden de insanlara zarar vermektedir. Peygamberimiz ve ondan sonra gelen bir çok mutasavvıf ta özellikle fazla yemenin manevi zararlarına dikkatleri çekmiş ve çok yeme, çok uyuma, çok konuşma gibi durumlardan insanları sakındırmışlardır. Bunun için kılleti taam, kılleti menam, kılleti kelam uzleti anil enam şeklinde, yani az yeme, az uyuma, az konuşma ve yalnızlığı tercih etme şeklinde bir tasavvufi prensip belirlemişlerdir.

Peygamber Efendimiz Hz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de fazla yemek yemenin hastalıkların sebebini göstermek adına “her hastalığın temelinde tokluk vardır.” buyurmuşlardır.

Hazreti Davut ise Y”emek onlar için bir ceza bir ağ, bir tuzak ve bir pranga olacaktır.” demiştir.

Atalarımız ise “Çok yeme ağacı diken, hastalık meyvesi toplar.” demişlerdir.

Şimdi çok yeme ağacının hastalık meyvelerini nasıl olgunlaştırdığına bakalım. Yani çok yemek insanın sağlığını nasıl bozuyor görelim.

Çok Yemek Sağlığı Nasıl Bozar

Yukarıda da söylediğimiz gibi çok yemek yemek bir çok hastalığın temel sebebidir. Çünkü vücuttaki fazlalıklar insan vücudunun işleyişine olumsuz yönde etki etmektedir.

Fazla yemek yendiği zaman miğde, hazım için daha çok enzime ihtiyaç duyar. Enzim üretmek çok zor bir iştir ve kıymetli maddeler gerektirir. Sağlıklı bir insanın midesi, 200 250 gram yemeğin hazmını -besinlere ve kişinin hazım gücüne göre değişmekle beraber- üç dört saat içinde kolayca gerçekleştirebilir. Bu miktarda yemeği hazmetmek için kalp zorlanmadan rahatça çalışmaktadır. Bunun iki katı yemek yendiğinde ise, yemeğin hazmedilmesi ve fazlalıkların bir kısmının depolanıp bir kısmının atılması için kalbin 4-6 kat daha fazla çalışması gerekmektedir. Bu işlem sadece kalbi değil besinleri hazmetme, depolama ve fazlalıkları vücuttan uzaklaştırmakla görevli diğer organları da yıpratır.

Mesala, taşlı, bozuk dik bir yolda giden bir araba düz yolda hacadığı yakıtın iki üç kat fazlasını harcar. Mesafe aynıdır, fakat harcanan yakıt miktarı farklıdır. Devamlı zorlu çalışmaktan harab olan bir motor gibi insan kalbi de aşırı çalışmadan dolayı ömrünü daha çabuk tüketir. İnsan kalbinin atış sayısı da kader planında sayılıdır. Daha çok çalışan kalp ise, daha az zamanda daha çok atış sayısına ulaşır.

Genç bir insan fazla yemek yediğinde, vücudu kuvvetli olduğu için hazmederek fazlalıkları dışarı atabilir. Fazla yemek alışkanlık halini alır ve zorlama devam ederse bu kuvvet tükenir. Fazlalıkların giderek daha az atılabilmesi sonucunda vücutta depolar oluşur. Depolar dolduktan sonra ise atıklar kanla birlikte dolaşmaya başlar. Böylece kan ağırlaşır, dolaşımı yavaşlar ve ağırlaşan kandaki atıklar, damarlarda birikmeye ve zamanla damarları tıkamaya başlar. Daralan ve tıkanan damarlardaki kan azaldığı için, organları yeterli seviyede besleyemez.

Organlar yeteri kadar beslenemedikleri takdirdeyse, beyne açız uyarısı gönderirler. Bu durumdaysa beyin bu çağrıya cevap olarak beslenmeye ihtiyaç var düşüncesiyle kişinin iştahını açar. Bu durumda iştahı açılan insan daha fazla yemeye başlar. Yedikçe Kandaki fazlalıklar ve damarlardaki tıkanıklıklar çoğalır. kan daha da koyulaşır Dolayısıyla organların açlık hissi daha da çok artar.

Bu kısır döngü devam ederse, insanlarda konsantrasyon, hafıza, düşünme, anlama ve öğrenme yeteneği azalmaya; hastalıklar birer birer baş göstermeye başlar. Fikir uyur hikmet ölür, organlar durur, insani sıfatlar yavaş yavaş kaybolur. Böylece Hz. Davutd’un (a.s.) dediği gibi yemek insan ve insan vücudu için bir ceza halini alır.

Bazı insanlar fazla yemenin bedelini aşırı şişmanlıkla ve beraberinde getirdiği hastalıklarla öder. Bazıları da vardır ki ne kadar yerse yesin hep zayıf kalırlar. Bunlar kendi durumlarının şişmanlardan daha iyi olduğunu zannedenler. Ancak çoğu zaman onların durumu, şişmanlardan daha tehlikeli olabilir. Çünkü fazlalıklardan oluşan atıklar ilaçlar toksinlerle katkı maddeleri, şişmanların vücudundaki yağlarda depolandığı için organların tahrip olması kısmen de olsa önlenebilir. Ancak zayıfların, kan vasıtasıyla bütün vücutlarını dolaşan toksinler, ateş, öksürük, terleme, nezle, kusma, ishal, sivilce, çıban gibi yollarla dışarı atılırken bu ağır işlemler hem organları yıpratır, hem de eklemlerde, kaslarda ve organlarda depolanarak buralarda ağrıya, enfeksiyona, kistlere ve genetik değişimlere, yani mutasyona sebep olur. Bu tip insanlar, genelde sık hastalanan, sıkıntılı ve asabi insanlardır.

Araf Suresi 31 ayette “Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” buyurulmuştur. Ancak Allah’tan korkmayı ve utanmayı unutan insanları artık bu ayet de etkilememektedir. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Sizin Allah’a en sevimli olanınız, yemesi en az ve bedenen en hafif olanınızdır. Pisboğaz ve göbeği büyük olan cennete giremez.” buyurmuştur.

Bu hadis-i şerifler, özellikle günümüz insanının sağlığı için büyük önem taşımaktadır.

Vücudumuzdaki sistemler, yalnız doğal yiyecekleri kaldırabilir ve doğal besinleri sindirmekte hemen hemen hiç problem yaşamaz. Sindirim sistemi, bağışıklık sistemi genetiği değiştirilmiş gen teknolojisi ve nanoteknoloji ile üretilmiş ürünlerin belli bir miktarından fazlasına dayanamaz. Ancak bu ürünlerden kaçınmak neredeyse imkansız hale geldiğinden sağlıklı kalmak için az yemek günümüzde daha büyük bir zorunluluktur.

Tabiki çok yemek hastalıkların tek sebebi değildir. Hastalıkların diğer sebeplerini de görmek ve korunmak için “Neden Hasta Oluyoruz?” başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz. 

Sağlıcakla kalın.

Yazılarımızın devamını takip etmek için bültenimize abone olmayı ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın. 

İlahiyatçı/Yazar 2005 yılında İHL'den mezun oldu. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmen oldu. İnsanın yaratılışı ve sorumlulukları, kulların vasıfları gibi konularda küçük konferanslar verdi. Din Kültürü branşında Üniversite sınavlarına hazırlık ve KPSS alan sınavı hazırlık kitapları hazırladı. Sorularınız için admin@bilginadamlar.com adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya isminizi giriniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.