Sözlükte “saymak, sayılan şeyin miktarı, adet” anlamına gelen iddet kelimesi İslâm hukukunda, evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi durumunda kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. Dolayısı ile iddet evliliğin sona ermesi ile ortaya çıkan belli başlı sonuçlardan  bir tanesidir.

Neredeyse tüm toplumlarda ve dinlerde görülen bu bekleme süresi İslam dininde ayrıntılı şekilde ele alınan konulardan bir tanesidir. İddetin, evliliğin sona erme şekli yada kadının durumuna bakılarak belirlenmektedir. Hamile iken boşanan ve başka bir adamla evlenen kadının çocuğu da yeni evlendiği adamın çocuğu olarak kabul edilirdi.

Günümüzde İddet Beklemeye Gerek Var mıdır.

İddeti sadece nesep karışmasın şeklinde basit bir amaca indirgersek, günümüzde hamileliğin ve çocuğun kime ait olduğunun tespiti için iddet beklemeye gerek yoktur. Ancak iddet Kur’anî bir hüküm olduğundan taabbudi olarak uygulanmalıdır. Bununla birlikte iddetin tek amacı nesebi belirlemek değildir. Burada asıl amaç tarafların boşanmayı tekrar düşünmeyi ve daha isabetli karar verilmesini amaçlamaktadır. Çünkü iddet süresi boyunca koca boşamış olduğu kadına tekrar dönebilir ve kadın başka bir adamla evlenemez. Bu da tarafların daha iyi durum değerlendirmesi yapmaları için süre vermiş olmaktadır. Bununla birlikte ölen kişinin ardından da hemen evlenilmemiş olarak bir saygı göstergesidir. Ayrıca kadının yeni bir evlilik için psikolojik olarak hazırlanma sürecidir.

İddetin diğer faydaları da düşünüldüğünde, günümüzde tıbbi yöntemler ile hamileliğin tespiti yapılabir, nesep karışmamış olur şeklinde itirazlarla artık iddet beklemeye gerek yoktur denilemez.

Sadece Kadın mı İddet Bekler

İddet esas itibari ile kadın ile ilgili bir hükümdür. Bununla birlikte dört tane karısı olan ve bunlardan birisini boşayan yada tek evliliği olan ama boşandığı zaman boşadığı kadının kız kardeşi, halası, teyzesi gibi yakın bir akraba ile evlenmek isteyen erkek de iddet beklemek zorundadır. Bu erkeğin iddet süresi boşadığı kadının iddet süresi kadardır.

Evlilik Haricinde İddet Beklemeyi Gerektiren Durumlar Var mıdır?

Temel olarak iddet yükümlülüğü doğması için evlilğin sona ermesi gerekmektedir. Peki evlilik dışı ilişkilerde durum ne olacak. Şafiiler, zina yapan kadının iddet ile sorumlu olmadığını söylemektedirler. Bunun sebebi olarak da iddetin aile kurumunu korumaya yönelik olduğunu söylemektedirler. Hanefiler de benzer şekilde düşünmektedirler.

Malikiler ve Hanbeliler ise nesebin korunması ilkesine daha ağırlık vererek zina eden kadının da iddet beklemesi gerektiğini savunurlar.

Meşru evlilik ve zina dışındaki durumlarda ise iddet gerekmekte midir? Öncelikle bu durumla neler bunları anlayalım. Gayr-i sahih yani fasid bir evlilik hali olabilir. Hata sonucu cinsel ilişki olabilir. Yada evlilik olmuş ama cinsel ilişki gerçekleşmemiş olabilir. Bu durumlarda kadının iddet bekleyip beklemeyeceği konusu tartışmalıdır ve kesinlik kazanmamıştır.

Hangi Durumlarda İddet Beklemek Gerekir?

Geçerli (sahih) bir evlilikten sonra kocanın ölümü halinde evlilik içinde cinsel ilişki (zifaf) gerçekleşmiş olsun veya olmasın kadının dört ay on gün iddet beklemesi gerekir. Bu hüküm Kur’an’da, “Sizden vefat edenlerin geride bıraktıkları zevceleri evlenmeden dört ay on gün beklerler” (el-Bakara 2/234) meâlindeki âyetin genel hükmüne dayanır.

Ancak geçerli olmayan evlilikten sonra koca ölmüşse kadın evlilik içinde cinsel ilişkinin gerçekleşmiş olması halinde iddet bekler, aksi takdirde beklemesi gerekmez. Çünkü fâsid evlilikte iddet yükümlülüğü evlilikten değil zifaftan doğmakta, bu da öncelikli olarak kadının bu birliktelikten hamile olup olmadığının tesbitine ve nesebin karışmasını önlemeye yönelik olmaktadır.

Evlilik bağı, ölüm dışındaki sebeplerden biriyle sona ermişse yine benzeri bir ayırım yapılır. Geçerli evlenmeden sonra zifaf yani cinsel ilişki veya sahih halvet, fasid evlenmeden sonra cinsel ilişki iddet yükümlülüğü doğurmaktadır. Sadece nikah akdinin gerçekleşmiş olması ise iddet gerektirmez. Bu son hüküm Kur’an’ın, “Ey iman edenler! Mümin kadınlarla evlenip temasta bulunmadan onları boşadığınızda artık onlara iddet bekletme hakkınız olmaz” (Ahzâb 33/49) mealindeki ifadesine dayanır.

İddetin Çeşitleri

İddetle ilgili hükümler kadının ayrılma şekline göre ve iddet süresini belirleyen kadının durumuna göre farklı isimler alabilir. Buna göre birinci ayrım ayrılma şekline göredir. Bunlar ölüm iddeti, boşanma yada fesih iddetidir.

İkinci ayrım ise iddet süresini belirleyen kadının içinde bulunduğu duruma göredir. Bunlar da hayız iddeti, doğum iddeti, ev süreli iddettir.

Ölüm İddeti

Kocası ölen kadın hamile değilse beklemesi gereken süre dört ay on gündür. Bu hüküm Bakara Suresinin 234. ayetine göre verilmiştir. Buradaki dört ay kameri ay hesabına göredir.

Boşanarak iddet beklemeye başlayan kadın bu süre içerisinde kendisini boşayan adam ölürse, ölüm iddeti beklemeye başlar.

Hamile olmayan eş ric‘î boşama iddeti beklerken koca ölürse boşanma iddetini terkederek ölüm iddeti beklemeye başlar. Bâin talâk iddeti bekleyen kadın ise ölüm iddeti beklemez; başlamış olduğu boşanma iddetini tamamlar.

Kocası ölen kadın hamile ise onun iddeti doğumla biter; isterse bu doğum kocanın ölümünden çok kısa bir süre sonra gerçekleşsin.

Kocası kaybolan kadın da ölüm iddeti bekler. Kaybolma durumuna mefkud ismi verilmektedir.

Boşanma veya Fesih İddeti

Boşanmış veya bir eksiklik sebebiyle nikahı feshedilmiş olan kadınların beklemeleri gereken iddet hamile olup olmamalarına ve bazı fizyolojik özelliklerine göre değişmektedir. Hamile olanların iddeti doğumla sona erer. Bu konuda âyetin, “Hamile olanların bekleme süresi doğum yapmalarıdır” (et-Talâk 65/4) şeklindeki genel ifadesi esas alınır.

Hamile olmayıp hayız/adet gören kadınlar, Hanefiler’e ve Hanbeli mezhebinde ağırlık kazanan görüşe göre üç hayız süresince iddet beklerler. Kadın hayızlı iken boşanırsa bu hayız hesaba katılmaz. Üçüncü hayzın sona ermesiyle iddet tamamlanmış olur. Mâlikî, Şâfiî, Zâhirî ve Ca‘ferîler’e göre bu durumdaki kadınların beklemeleri gereken süre üç temizlik müddetidir. Üçüncü hayzın başlamasıyla, Ahmed b. Hanbel’den bir rivayete göre sona ermesiyle iddet tamamlanmış olur.

Sahabe döneminden itibaren devam edegelen bu görüş ayrılığının sebebi, “Boşanmış kadınlar üç kar’ süresi beklesinler” (el-Bakara 2/228) meâlindeki âyette yer alan kar’ kelimesinin çift anlamlı olması, yani hem hayız/adet hem de temizlik anlamında kullanılması, bir kesimin bunu hayız/adet, bir kesimin de temizlik olarak anlamaları yüzündendir.

Bu zaman dilimi kadının beyanı ile açıklık kazanmaktadır. Bununla birlikte 1927 tarihli Hukuk-i Aile Kararnamesinde üç hayız ölçüsü benimsenmiş olmakla birlikte bu sürenin üç aydan az olamayacağı da belirtilmiştir.

Hayız görmeyen kadınların iddeti ise üç kameri aydır. Bu, Talak Suresi 4. ayette belirtilmiştir.

İddetten Doğan Hak ve Sorumluluklar

İddet Süresince Evliliği Yasak Olması

İddetin taraflara ve topluma yüklediği en temel sorumluluk kadının iddet süresince evlenmesinin yasak oluşudur. Kur’an’da, kocası ölüp de iddet bekleyen kadınlarla ilgili olarak sevkedildiği anlaşılan âyette geçen, “Farz olan bekleme müddeti dolmadan onlarla evlenmeye kalkışmayın” (el-Bakara 2/235) şeklindeki yasak, bu konuda genel bir hüküm içerdiği için ne tür olursa olsun iddet bekleyen kadınla yabancı bir erkeğin evlenmesi dinen haram ve hukuken de geçersiz sayılır. Bu yasağa riayet edilmeyip evlenilirse araları ayrılır. Hz. Ömer’in, bu şekilde evlenen tarafların arasını ayırıp birbiriyle iddet sonrasında bile evlenmesini yasakladığı rivayet edilir. Osmanlı hukukunda da evlilikleri sona eren ve tekrar evlenmek isteyen kadınlar kadıdan izin alırken iddetlerinin bittiğini ispat etmek zorunda idiler. Kanunnâmelerde iddet tamamlanmadan yapılan evliliklerin feshedileceği, ayrıca bu nikâhı kıyanların cezalandırılacağı hükmü yer almaktadır. İddet içinde evlenme yasağı, diğer birçok hikmetin yanı sıra sona eren evliliğin yeniden canlanmasına imkân tanımayı da hedeflediğinden kesin olmayan bir boşama akabinde koca boşadığı karısına dönmek isterse iddet süresinin sona ermesini beklemesi gerekmez.

İddet Bekleyen Kadına Evlenme Teklifinde Bulunmak

İddet süresince evliliğin etkisi, özellikle de kocanın hukuku evliliğin sona erme sebebine de bağlı olarak az veya çok devam ettiği için, ayrıca evlilik kurumuna karşı saygının da gereği olarak iddet bekleyen kadına, bu iddet ister ölümden ister boşama ve fesihten doğsun, yabancı bir erkeğin evlilik teklifinde bulunması câiz görülmemiştir.

İddet Bekleyen Kadının Kocasının Evinde İkamet Etmesi

İddetin ikinci önemli hükmü, kadının iddet süresince boşayan veya ölen kocasının evinde oturması ilkesidir. Kadın için bir hak olma niteliği ağır basmakla ve bunun için de literatürde süknâ hakkı olarak adlandırılmakla birlikte bu hükmün belli şartlarda kadın için bir yükümlülük olduğu da görülür. Kur’an’da boşanmış kadınlardan söz edilirken, “Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar” (et-Talâk 65/1); “Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıştırıp -gitmelerini sağlamak için- kendilerine zarar vermeye kalkışmayın” (et-Talâk 65/6) buyurulması, erkek tarafına dinî ve ahlâkî bir öğütte bulunmasının ve kadın için bir hakkı öngörmesinin yanı sıra kadına belli bir mükellefiyet de getirdiği, hatta bu yönün daha baskın olduğu görünmektedir.

Boşamadan sonra kadının kocasının evinde oturması, meşrû bir mazeret bulunmadıkça burayı terk etmemesi ilkesi ister bir hak ister bir yükümlülük olarak düşünülsün, aile birliğinin tekrar kurulmasını sağlama yönünde taraflara düşünme ve görüşme imkânı verme, kadın ve çocukların haklarını koruma ve onlara belli bir süre de olsa güvence sağlama gibi önemli gayelere yöneliktir.

İddet Nafakası

İddetin taraflar açısından üçüncü temel sonucu ise iddet nafakasıdır. Ancak iddet bekleleyen her kadının nafaka hakkı aynı değildir. Meselâ bu hak, boşamada çok güçlü iken geçersiz evlilik veya hata ile cinsel ilişkiden doğan iddette kadının nafaka hakkı bulunmaz.

Buna göre iddet bekleyen kadının yiyecek, giyecek, mesken vb. ihtiyaçları kocası tarafından karşılanmak zorundadır. Ancak kadın nafaka hakkının düşmesine sebep olabilecek bir fiil işlerse bu hakkı kaybetmiş olur. Dinden çıkma, kocanın akrabalarından birisi ile akraba haramlığını gerektirecek fiilleri nafaka hakkını düşürür ama mesken hakkı devam eder.

İlahiyatçı/Yazar 2005 yılında İHL'den mezun oldu. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmen oldu. İnsanın yaratılışı ve sorumlulukları, kulların vasıfları gibi konularda küçük konferanslar verdi. Din Kültürü branşında Üniversite sınavlarına hazırlık ve KPSS alan sınavı hazırlık kitapları hazırladı. Sorularınız için admin@bilginadamlar.com adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya isminizi giriniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.