Yüce dinimizin adı olan “İslam” kelimesi sözlükte “barış, esenlik, itaat, boyun eğme, her türlü kusur ve ayıptan uzak olma” gibi anlamlara gelen “slm” kökünden türemiş olup itaat etmek, teslim olmak, barış içinde olmak, Allah’ın hükmüne, kaza ve kaderine razı olmak manalarına gelir. 

İslam’ın terim olarak ise iki anlamı vardır. Bunlardan birincisi, “Allah’tan başka ilah olmadığını ve Hz. Muhammed‘in O’nun elçisi olduğunu bildiren din demektir. İslam adını bizzat Allah Teala vermiştir. Kur’an’da, İslam kelimesi bazı ayetlerde geçmektedir. Örnek olarak şu ayetleri gösterebiliriz;

Allah katında (hak) din İslam‘dır. Al-i İmran 19

Kim İslam‘dan başka bir din ararsa bilsin ki, kendisinden (böyle bir din)  asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.Al-i İmran 85

Bu gün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam‘ı seçtim.Maide 3

O, gerek daha önce (geçmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size Müslümanlar adını verdi. Hac 78

İslam’ın ikinci anlamı ise, “Allah”ın iradesine tam teslimiyet” demektir. İslam’ın içerdiği itaat, dinin ortaya koyduğu hükümleri kabul etme ve onlara uyma manası yanında tabiatta müşahede olunan ilahi kanunlara  boyun eğme anlamına gelir. İnsan bu anlama ancak rûhî olgunlukla erişebilir. 

İslam dinine inanan ve onun buyruklarına uyan kişiye de Müslüman (Arapça’da Müslim) denilir. Müslüman, hem İslam’ı basit bir şekilde kabul eden hem de kendini tamamen Allah’ın iradesine teslim eden, hem Allah ile hem de insanlarla barış içinde olan kişidir. Allah ile barış, O’nun iradesine tam olarak itaat etme, insanlarla barış ise birbirlerine kötülük yapmaktan sakınma ve karşılıklı olarak iyilik yapma suretiyle olur.

İslâm Dini, itikadî (inanç esasları), amelî (ibadetler, muâmelât, ukûbât) ve ahlâkî hükümlerden oluşur. Bu açıdan din sadece kuru bir inançtan ibaret değildir. Bu şekilde düşünenler yanılmış sayılmaktadırlar.

İslam Dininin Özellikleri

İslam dini, Allah Teala’nın insanlığa gönderdiği son dindir. Ondan sonra din gelmeyecektir. Kıyamete kadar gelecek bütün insanlar dini duygularını tam olarak ancak bu dinle tatmin edecektir. Böyle uzun vadeli ve kapsamlı bir misyonu üstlenmiş olan bir dinin, beklenen görevi yerine getirebilmesi için kendine has birtakım üstün ilke ve özelliklere sahip olması gerekmektedir. Şimdi bu özellikleri görelim.

Tevhid ilkesi

İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. Ezeli ve ebedi olan tek varlık O’dur. İslam’da Allah’ın bu şekilde bilinmesine tevhid denilir. Tevhid, Allah’ın birliği gibi metafiziksel anlamı yanında, tek atadan çoğalma, yaşamda aynı hedeflere yönelme, kullukta aynı niyet ve duyguları taşıma gibi hayatın her alanında birlik halinde olmayı da içermektedir.

En Son ve En Mükemmel Din

İslam dinini diğer dinlerden ayıran bir diğer özelliği de en son ve en mükemmel din oluşudur. Zaten beşeriyetin tekamülü de bunu gerektirmektedir. Hz. Muhammed’e gönderilen İslam, din zincirinin ve insanlık tarihini temelden etkileyen tevhid inancının son halkası ve hak dinin taşıması gereken bütün özelliklere sahip tek dindir. O, daha önce gönderilen bütün peygamberleri ve onlara verilen ilahi kitapları tasdik edici ve onların Allah tarafından gönderildiklerine inanmayı emredicidir. Bir Yahudi yalnız İsrailîler’den gelen peygamberler, bir Hristiyan sadece Hz. İsa ve İsrailoğulları Peygamberlerine inanırken, Müslüman, Hz. Muhammed ile birlikte ondan önce gelen tüm peygamberlere de inanır. Bundan dolayı İslamiyet daha önce gönderilen bütün dinleri içine alan ve onların sonuncusu olan bir din, Kur’an da bütün kutsal kitapların sonuncusu ve hepsinin özeti durumundadır.

Evrensellik İlkesi

Peygamberimizin tebliği bir kavme yada bir topluluğa değil, bütün insanlığadır. İslam’ın tanımladığı Allah, alemlerin rabbi olan bir tanrıdır. O’nun peygamberi de bütün insanlara gönderilmiş bir elçidir. Kur’an’da Hz. Muhammed’in peygamberliğinin umumiliği “De ki: Ey insanlar! Ben Allah’ın size, hepinize gönderdiği bir elçiyim.A’raf 158Şüphesiz ki, biz seni müjdeleyici ve uyarıcı bir peygamber olmak üzere bütün insanlara gönderdik.Sebe 28 ifadeleri ile dile getirilmektedir.

Peygamberimiz de İslam’ın ve kendi peygamberliğinin evrensel oluşunu şu ifadeler ile bizlere aktarmıştır: “Her peygamber kendi kavmine gönderildi. Ben ise, bütün insanlığa gönderildim..

Hatta onun peygamberliği insanlar yanında cinleri de içine almaktadır.

Denge İlkesi

İslam dini, dünya ile ahiret, ruh ile beden ve vahiy ile akıl arasında dengeyi gözeten bir dindir. Onun ilgi alanı bazı dinlerde görüldüğü gibi sadece öldükten sonraki hayat değil, dünya ile ahiret arasında dengeyi gözetmekdir. Kur’an-ı kerim sadece takva tarzları ve ibadet şekilleri ile meşgul olmaz; aynı zamanda ve daha geniş olarak içinde bulunduğumuz dünyaya ait meselelerle, insanlar arası ilişkilerle, toplumsal ve siyasi hayatla, evlenme boşanma, miras, servet edinme, barış, savaş, fakirlik, yoksulluk ve yetimlere yardım gibi meselelerle meşgul olur.

Aklı Kullanma

İslam dinine göre akıl Allah’ın insana bir lütfu, ona verilen hidayetin ilk ayağı ve kılavuzudur. İnsan bu nimet ile çevresindekileri tanır, kendi var oluşunun bilincine varır. Akılla peygamberlerin Allah’tan aldıkları şer’i vahiy arasında çelişki yoktur. Dolayısı ile şer’i vahiyle sabit olan hükümler akla ve onun ürünü olan ilme aykırı olamaz. Eğer bu ikisi arasında bir çelişki görülüyorsa bu ya dine ait olduğu iddia edilen hükmün Kur’an ve sünnet gibi sağlam kaynaklara dayanmamasından ya da ilim adına ortaya konan hususun ispat edilmemiş seneryo veya teori olmasındandır. 

Bireysel Özgürlük ve Sorumluluk

İslam’a göre sorumluluk kişiseldir. Kişi bir başkasının günahından dolayı sorumlu tutulamaz. Hidayeti seçen kendisi için seçmiş, dalalete sapan da kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez. Günahı ağır gelen kimse onu taşıması için başkasını çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa onunn yükünden bir şey yüklenemez. Dünyada herkes kendi amel defterini doldurur.

İslam, bir taraftan bireyleri dinin emir ve yasaklarıyla yükümlü tutarken, diğer taraftan da onlardaki vicdan hürriyetini hatırlatır. Bundan dolayıdır ki, hiç kimse başkası üzerindee bir zorbalık yapma hakkına sahip değildir. Bir kişinin dindeki başkası üzerinde bir zorbalık yapma hakkına sahip değildir. Bir kişinin dindeki mertebesi ne kadar yüksek olursa olsun başka birinin inançlarına baskıda bulunması yahut Allah ile onun arasına girip aracılık etmesi söz konusu değildir.

Kolaylık Dini

İslam’da kolaylık esas olup, emir ve yasaklar insana yük olsun diye konulmamıştır. Allah, insanın yeteneklerini, ihtiyaçlarını ve menfaatlerini göz önünde bulundurarak hükümler koymuştur. Bu husus Kur’an’da birçok ayette vurgulanır:

“Allah size kolaylık ister, zorluk istemez” el Bakara 158

“Allah sizin için güçlük istemez, fakat sizi temizlemek ve size olan nimetlerini tamamlamak ister” el Maide 7

“Allah, dinde size karşı güçlük yapmadı.” Hac 78

“Dinde zorlama yoktur” Bakara 256

“Allah hiçbir kişiye gücünün yetmeyeceğini yüklemez” Bakara 286

Peygamberimiz de İslam’ın kolaylık dini olması ile ilgili şunları söylemiştir;

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin” Buhari Megazi 60, Ahkam 22

“Bu din kolaylıktır. Hiçbir kimse yoktur ki din hususunda kendini zorlasın, dini güçleştirmeye çalışsın da din ona galip gelmesin. Bu nedenle orta yollu bir tutum izleyin, çok incelemeyin.” Buhari İman 229, Nesai iman 28, Ahmet b. Hanbel Müsned V

Taklid ve Taassubu Red

İslamiyet, taklidi cahil ve inkarcıların doğruya davet edenlere karşı sergiledikleri olumsuz bir tavır olarak görür. Peygamberimiz de İslam’ın ilk yıllarında bu taassubla mücadele etmiştir. Çünkü karşısındaki müşrikler en çok atalarının dininden dönmeyi reddetmiş ve İslam dininin söylediklerini atalarının dinine karşı saygısızlık olarak algılamışlardır. Ancak atalarının dininin doğru olup olmadığını hiç sorgulamamışlardır. Bu körü körüne bir taassub duygusudur ve İslam buna karşı çıkmıştır. 

Kur’anın düşünerek hareket etmeyi, bilgi ve verilere dayanmayı, başkalarının düşünce ve inançlarına saygılı olmayı, insanlar arasında ayrım yapmamayı, onlara karşı hoşgörülü olmaya emreden buyrukları, müminlerin taklit ve taassuba karşı olmaları gerektiğini göstermektedir.

İyiliği Emir ve Kötülükten Sakındırma

İslam barış dinidir ve büün insanların barış içinde yaşamalarını ister. Bunun için de barışa engel olan tavır ve düşüncelerden uzak durmayı, hayatı kolaylaştıracak ve sevdirecek adımlar atmayı öğütler. Bunların başında hayata sevgi ve hoşgörü ile bakmak, iyilik ve güzellikleri görmek gelir.

Sevgi, insanlarda mevcut olan en köklü ve değerli duygulardan biridir. İnsan sevginin yönlendirmesi ile emeğini malını, hatta canını feda edebilmektedir. Kur’an’ı Kerim müminlerin birbirlerine olumlu enerji verdiklerine işaret ederek, onların birbirlerini sevdiklerini, birbirlerine karşı merhametli olduklarını, dostça davrandıklarını, öfkelendiklerinde bile birbirlerini bağışladıklarını ve hatalarını görmezlikten geldiklerini bildirir. 

Müminleri iyilikte birbirleri ile yarışan, daima birbirlerini iyi şeyler söyleyen, hayırlı bir topluluk olarak takdim eder. Yüce Allah, Hz. Musa’yı en büyük düşmanı olan firavuna gönderdiğinde, ona güler yüz göstermesini ve ona yumuşak söz söylemesini öğütleyerek, olumlu tavrın en kötü şartlarda bile iyi sonuçlar vereceğine işaret etmiştir. Bütün bunlar Kur’an’ın hayata ne kadar olumlu baktığını, onu güzelleştirmek ve yaşanabilir kılmak için tedbirler aldığını ve inananların felaket tellallığından değil, sevgiden iyiden ve güzelden yana tavır takınmaları gerektiğini ve böyle davrandıkları takdirde Allah tarafından dünyada sevilecekleri gibi ahirette de ödüllendirileceklerini ortaya koymaktadır. 

Sosyal Adalet ve Dayanışma

Kur’an, manevi dayanışma kadar maddi dayanışmaya da önem verir. Bu amaçla Allah, zengin Müslümanlara zekat, sadaka, fitre gibi mali ibadetler yüklemiş, servetin sadece zenginler arasında dolaşan bir nesne olmaması içi önlemler almıştır. Kur’an, Havva’nın yaratılmasına gerekçe olarak “(Adem ve Havva’nın) birbirleri ile huzur ve sükun bulmalarını” gösterir. Demek ki insanın dünyada huzur ve sükunu tek başına yakalaması mümkün değildir. Allah insanları toplu yaşayışa göre programlamış, istek ve ihtiyaçlarının karşılanmasını bu şeklide mümkün kılmış, onlara kabiliyet ve becerileri buna göre vermiştir. Kur’an, insanların değişik ırk ve kabilelere ayrılışını da “birbirlerini tanımaları” gerekçesine dayandırmaktadır. Böylece farklı beceri ve yetenekte insanların ortaklaşa bir medeniyet oluşturması amaçlanmaktadır.

Dini Otoritenin Kaynağının Allah Olması

İslam’da dini otoritenin kaynağı Allah’tır. Her türlü dini yetki ve otorite Allah’a dayandığı ölçüde itaat edilebilirdir. Bu da söz konusu yetkinin Allah tarafından verilmesi ile mümkündür. Allah, içimizden seçip peygamber olarak gönderdiği kişilere bu yetki ve otoriteyi vermiştir. Nitekim Hz. Peygamber devrinde dini otorite Peygamberimizin şahsında toplanmıştı. Kendisi, Allah tarafından seçilmiş bir peygamber olduğu için müminler onun bu otoritesini sorgulamıyorlardı. Hatta böyle bir yaklaşımın mümkün olmadığını düşünüyorlardı.

Müslümanlar hem dini önderliği hem de devlet başkanlığını şahsında toplamış bulunan Hz. Peygambere tabi oluyorlardı. Ancak bu otoritenin Peygamberimize bizzat Allah tarafından verildiği de Kur’an’da ifade edilmiştir. Bunun dışında  İslam dininde bir değişiklik yapma yetkisi hiçbir kimsede yoktur. Son inen ayetler ile birlikte İslam dini tamamlanmış ve Peygamber Efendimiz’in vefatı ile de dinin hiç bir kuralında değişiklik yapılmamıştır. O günden bu güne dinimize bir ekleme olmadığı gibi dinden bir eksilme de olmamıştır. Sonradan adetler yada farklı şekiller ile dindenmiş gibi algılanan uygulamalar olsa bile bunlara bid’at adı verilmiş ve İslam dini bid’atlara şiddetle karşı çıkmıştır.

Kısaca İslam Dini’nin ne olduğunu açıklamaya çalıştık. Ancak burada vermiş olduğumuz bilgile tabiki sadece İslam dininin tanımını yapacak kadar azdır. İslam dininin kaynakları o kadar çok ve hayatın her alanında koymuş olduğu kriterler ile bir Müslümanın yaşantısının her anına o kadar işlemiştir ki hepsini bir makalede ele almak elbette mümkün değildir. Bunun için dinimiz ile ilgili konuları ele alan makaleler yayınlamaya devam edeceğiz.

 

İlahiyatçı/Yazar 2005 yılında İHL'den mezun oldu. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmen oldu. İnsanın yaratılışı ve sorumlulukları, kulların vasıfları gibi konularda küçük konferanslar verdi. Din Kültürü branşında Üniversite sınavlarına hazırlık ve KPSS alan sınavı hazırlık kitapları hazırladı. Sorularınız için [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya isminizi giriniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.