Hz. Muhammed, 40 yaşına kadar Mekke’de herkesin takdir ettiği, örnek aldığı, bir sorunla karşılaştıkları zaman gelip kendisine danıştıkları, eşyalarını emanet ettikleri, Hacerü’l-Esved’in yerine yerleştirilmesi konusunda dahi hakem kabul ettikleri önemli bir şahıstı. Ancak 40 yaşına geldiğinde Hira mağarasında Cebrail’in ilk defa vahiy getirmesi ile birlikte işler biraz değişmeye başlamıştı. 

İlk zamanlar, Peygamberimizin kendisindeki bazı değişiklikler göze çarpmaya başlasa da Mekkeliler henüz duruma tam bir anlam verememişlerdi. İlk vahiylerden sonra bir süre vahiy gelmemiş ama daha sonra Cebrail tekrar gelmeye başlamış ve Allah‘ın emir ve yasaklarını getirmeye devam etmişti. İlk olarak Hz. Hatice iman etti Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna. Aslında peygamberlikten önce de inanıyordu zaten onun peygamber olacağına. Hatta sırf bu yüzden kendisine evlenme teklif etmişti Hz. Hatice. Peygamberimiz de bu teklifi kabul edince kıyamete kadar tüm insanlığa örnek bir yuva kurulmuştu bu evlilikle.

Bu evliliğin ilk meyvesi Kâsım olmuştu ama ömrü çok uzun sürmemiş daha küçük yaşta vefat etmişti. Ardından da kızlar dünyaya gelmiş ve büyüyüp gelişmişlerdi. Fatıma validemiz haricindekiler evlenip onlarda dünya evine girmişlerdi. 

Daha sonra Abdullah doğdu. Abdullah, peygamberlikten sonra doğduğu için ona Tayyib ve Tahir de deniliyordu. Ancak bu ikinci erkek evlada da Allah’ın takdir buyurduğu ömür çok uzun değildi. Henüz emeklemeye başlamışken Abdullah da vefat etmiş ve bir kuş gibi cennet bahçelerine uçmuştu.

Peygamberimiz yetim ve öksüz olarak anne-baba yokluğunu ciğerlerine kadar hisseder büyümenin ardından şimdi de ikinci defa evlat acısını da tadıyordu. Elbette kader planında tüm bu olayların bir gayesi vardı ve bu musibetler ile Allah, Peygamberimizi sürekli kendisine yöneltiyordu. 

Ancak Abdullah’ın ölümü tam da Müşriklerin kuralsız şekilde saldırılarına devam ettiği, Peygamberimizi engellemek için her türlü yola başvurdukları bir döneme denk gelmişti. Zaten her olayı Peygamberimiz aleyhinde bir propaganda unsuru olarak kullanmak için pusuya yatmış bekliyorlardı. Yine kara propagandaların başını çeken Ebu Leheb atağa geçti. Ardından da Ukbe b. Ebu Muayt, Ka’b b. Eşref ve As b. Vail de ona katıldı. Her yerde, Peygamberimizin erkek çocuğunun kalmadığını, soyunun kuruduğunu anlatmaya başlamışlardı. Çünkü onlara göre bir kişinin zürriyeti ancak erkek evladı ile devam edebilirdi ve bu durumu o günün Mekke’sinde çok önemli bir konuydu. Herkes soy sopunun genişliği ile övünür, erkek evlatlarının sayısı kadar güçlü kabul edilirdi. 

Bu durumu da hemen bir fırsata çevirmeye çalışıyorlardı, muhataplarının en acı günü olduğunu dahi düşünmeden. Halbuki Ebu Leheb’in yeğeniydi Peygamberimiz ve yeğeninin çocuğu vefat etmişti. Bu acı günde yanında olmalı, destek olmaya çalışmalı, en azından bir taziye dileğinde bulunmalı değil miydi? Ama hayır Hz. Muhammed’in en acı günü onun bayram günüydü. Onun için bulunmaz fırsat ve mutluluk vesilesiydi bu durum. 

Abdullah, gece vefat etmişti. Ebu Leheb sabah hemen Kureyş’e koşmuş ve:

– Bu gece Muhammed’in soyu kesildi,

diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Soyu devam etmeyen bir adamın da, çok geçmeden adının dünyadan silineceğine inanıyor ve bu sebeple erkek çocuk sahibi olabilmek için her türlü yola başvuruyorlardı.

Kız çocukları insan yerine bile koymayan bir zihniyetten zaten başka ne beklenebilirdi ki! Ölünün üzerinden bile siyaset yapıyor, her hareketi kendi lehlerine değerlendirip karşı tarafa hücum vesilesi olarak görüyorlardı.

Onlar bayram ededursun, Efendimizi bizzat Allah, teselli ediyordu. Zaten İslam’ın bu ilk yıllarında Müşriklerin her türlü saldırılarında, genellikle Peygamberimiz onlara cevap vermiyordu. Bizzat konuyla ilgili inen ayetler ile onlara Allah cevap veriyordu. Yine durum değişmemişti ve Kevser Suresi nazil olmuştu.

Şöyle buyuruyordu Allah Teala bu surede:

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْـكَوْثَرَۜ ﴿١﴾ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ﴿٣﴾

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. 2- Öyleyse Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. 3- Asıl soyu kesik olan, senin düşmanın (sana buğzeden)dir.

Bu ayetlerde Allah Teala, Peygamberimize soyu kesik diyerek hakaret etmeye çalışan bu kişilere bizzat cevap veriyordu. Asıl soyu kesilecek ve yeryüzünde adı unutulup gidecek birisi varsa bunların, Habîb-i Zîşân’a karşı çıkıp düşmanlık besleyenler olduğu anlatılıyor ve Efendiler Efendisi’ne Kevser müjdesi verilerek O’ndan namaz kılıp kurban kesmeye
devam etmesi isteniyordu.

İlahiyatçı/Yazar 2005 yılında İHL'den mezun oldu. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmen oldu. İnsanın yaratılışı ve sorumlulukları, kulların vasıfları gibi konularda küçük konferanslar verdi. Din Kültürü branşında Üniversite sınavlarına hazırlık ve KPSS alan sınavı hazırlık kitapları hazırladı. Sorularınız için admin@bilginadamlar.com adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya isminizi giriniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.