Zina, meşru olmayan cinsel ilişki anlamına gelmektedir. Ancak hangi şartlar altında bir ilişki gayr-i meşru olmaktadır. Bildiğimiz bazı normal ilişkilerde de haramlık söz konusu olabilir mi? Bu yazımızda uzun uzadıya zina konusunu ele alacağız. Hangi ilişkiler zina olur, hangileri olmaz, zinanın cezası nedir? gibi konulara değineceğiz.

Zina kavramının yukarıda vermiş olduğumuz anlamı ile dini terminolojideki anlamı temelde aynıdır. Ancak literatürde zina kavramı, mecaz ve gerçek anlamda kullanımları yada ceza hukuku açısından kullanımı ve salt bir kavram olarak kullanımı arasında bazı  farklılıklar olabilmektedir. Bu farklılıklardan dolayı farklı zina tanımları da yapılmıştır. Bu tanımların hepsinde de İslam Dini’nde yasaklanan cinsel haramlardan birisi olarak ele alınmıştır.

Genelde bütün dinlerde zina kavramı vardır ve büyük günah olarak kabul edilmektedir. İslam dini de zinayı haram kılmış ve büyük günahlardan saymıştır. Bu suçu işleyenlere de daha bu dünyada iken bazı cezaları öngörmüştür.

Zina Nedir?

Zina, evlilik bağı olmaksızın ergenlik çağına ulaşmış bir erkekle bir kadının isteyerek erkeğin penisini kadının vajinasına girdirme şeklinde gerçekleştirilen cinsel ilişkidir. Bu fiilin zina olmasında tarafların evli yada bekar olmalarının bir etkisi yoktur. Yani evli, bekar yada dul kişilerin gayr-i meşru cinsel ilişkileri zinadır. Hatta fahişeliği meslek edilmiş bir kadınla cinsel ilişkiye girmek de zinadır.

Bu tanıma uyan zina, dinen haram olmasının yanında unsurlarının oluşması halinde cezaî yaptırımı gerektiren bir suçtur. Ayrıca zinanın nesep, mehir, ihsan (iffetli olma) sıfatı, boşanma vb. bazı konularda da hukukî sonuçları vardır. Öte yandan zina suçunu teknik anlamda tanımlamaya çalışan Hanefîler’e göre suçun oluşması için fâilin mükellef olması, rızasının bulunması, fiilin İslâm ülkesinde işlenmesi, evlilik bağı veya şüphesi bulunmayan bir kadınla ve önden yapılması şartları da aranır. Böylece icbar ve tehdit altında, tecavüzle, İslâm ülkesi dışında, nikâhlı eşi zannettiği biriyle, ters ilişki (livâta) tarzında ve hemcinsiyle olan münasebet teknik anlamda zina suçunu değil farklı cezaî yaptırımları gerektiren suçları oluşturur. Mâlikîler buna müslüman olma şartını eklemiş, Şâfiîler ve Hanbelîler ters ilişkiyi de zina kapsamında saymıştır. Taraflardan birinin veya her ikisinin fiilin işlendiği sırada evli ya da bekâr olması eylemi suç olmaktan çıkarmamakta, fakat cezanın farklı şekilde belirlenmesine yol açmaktadır. Livâta erkek erkeğe ilişkiyi (homoseksüellik), sihâk da kadın kadına ilişkiyi (lezbiyenlik) ifade için kullanılan terimler olup ağırlıklı kanaat bu fiillerin zina kapsamına girmeyen farklı cinsel suçlar teşkil ettiği yönündedir. Gayri meşrû cinsel ilişkileri ifade etmek için fücûr, bigā, sifâh, fâhişe gibi kelimeler de kullanılmaktadır.

Kur’an’da Zina Kavramı

Kur’ân-ı Kerîm’de zina kelimesi beş ayette geçmektedir. İsrâ Suresi 32. ayette, zinaya yaklaşılmaması gerektiği, onun çirkin bir iş ve kötü bir yol olduğu belirtilir;

Furkan Suresi 68. ayette ve Mümtehine Suresi 12. ayette zina, şirk ve adam öldürme gibi büyük günahlar arasında ele alınmaktadır.

Nûr Suresi 2-3. ayetlerde de zina eden erkekle zina eden kadına yüzer sopa (celde) vurulması emredilir ve zina edenlerin ancak zina edenle veya bir müşrikle evlenebileceği vurgulanır.

Açık bir hayasızlık anlamına gelen “Fahşa/Fahişe” kelimeleri de Kur’an’da birçok ayette geçmekte ve çoğu zaman zina kelimesi anlamına gelecek şekilde kullanılmıştır.

Cinsel İlişkinin Zina Sayılması İçin Gerekli Kriterler

İslam alimleri, zina suçu hukuki bir suç olduğu için ve objektif cezalar gerektirdiği için bu suçun gerçekleşmiş olması için gereken kriterler üzerinde de ayrıntılı şekilde durmuşlardır. Zina fiilinin gerçekleşmiş olması için gerekli kriterlere bakalım.

  1. Gayr-i Meşru cinsel ilişkiye bilerek ve isteyerek girmiş olmak. Bu madde cebir altında yani tehdit altında gerçekleşecek ilişkinin zina sayılmayacağı anlamına gelmektedir.
  2. İlişkiye giren kişiler arasında nikah yada nikah şüphesinin olmaması gerekmektedir. Buradaki şüphe, taraflardan birisinin karşısındakini eşi zannetmesi yada nikah akdinin gerçekleştiğini zannetmesi durumu için konulmuştur.
  3. Cinsel ilişkinin tam gerçekleşmiş olması için erkeğin cinsel organının sünnet ile derisi kesilmiş olan yere kadar kadının vajinasına girmiş olması gerekir. Bunun dışında kalan davranışlar haram olsa da celde ve recim gibi cezaları gerektirecek şekilde zina olarak kabul edilmemektedir.

Zina Suçu Nasıl İspat Edilir

İslam hukukunda zina suçu şikayete bağlı bir suç değildir. Bu yüzden şikayet olmadan da kovuşturma başlatılabilir. Suçun ispat edilmesinde ikrar, şahitlik ve karine adı verilen ispat yöntemleri kullanılır. Şimdi bu yöntemlere bakalım.

  1. İkrar: İkrar, kişinin kendi aleyhinde, gönüllü olarak zina suçu işlediğini belirtmesidir. Bu delilin şekli ile ilgili mezhepler arasında farklılıklar vardır. Maliki ve Şafiilere göre tek bir ikrar yeterli iken Hanefi ve Hanbeliler’e göre farklı zamanlarda hakimin önünde dört defa gerçekleşmesi gerekmektedir. Ayrıca ikrarda bulunan kişi bu ikrarından vazgeçirilmeye çalışılmalıdır. Hakimde bu konuda kişiye telkin vermelidir. Kişi ısrarcı olursa ikrarı kabul edilir. Ancak cezası uygulanmadan önce ikrarından dönerse ceza uygulanmaz. Hatta ceza uygulanacağı anda kaçarsa bu da ikrarından dönmüş sayılır ve ceza yine uygulanmaz.
  2. Şahitlik: Zina suçunun ispatında şahitlik kullanılan yöntemlerden birisidir. Ancak burada şahitlik yapmak hoş karşılanmamıştır. Çünkü kul hakkı olmayan bir konudur ve suçu işleyen ile Allah arasındaki bir hak konusunda şahitlik yapılmış olmaktadır. Buradaki şahitlerde normal şahitlik dışında bazı şartlarda aranmaktadır. Buna göre dört erkek şahidin aynı mecliste şahitlik yapmaları, olayı ayrıntılı şekilde ve birbiri ile çelişmeyecek şekilde anlatmaları şarttır. Zina konusunda kadınların şahitliğinin kabul olmadığı konusunda da ittifaka yakın bir birliktelik vardır. Burada şahitlerin sayısı dörde ulaşmaz ise yada şahitliklerinden dönerlerse yada cezanın infazından sonra birisinin yalancı şahitlik yaptığı anlaşılırsa şahitler 80 sopa ile cezalandırılırlar. Bu ceza zina iftirası cezasıdır.
  3. Karineler: Bekar bir kadının hamile kalması yada lian uygulamasında kadının çekinmesi gibi bazı durumlar zina yapıldığının göstergeleri olabilir. Ancak bu konularda da mezhepler arası farklılıklar bulunmaktadır. Hamilelik bu durumda kesin bir delil değildir. Çünkü tecavüz ile de bir kadın hamile kalabilir ve bu durumda zina ile suçlanamaz. Bu yüzden karineler kesin delil teşkil etmemekte ve cezanın kesinleşmesinde kullanılmamaktadır. Günümüzde kullanılan görsel yada sesli kayıtlar da bu kategoriye girmektedir.

Zina Suçunun Cezası

İslam’ın ilk yıllarında dört şahitle zina yaptığı kesinleşen kadın ev hapsi ile, erkek ise sözlü olarak eziyete maruz bırakılması ile cezalandırılmaktaydılar. Bu durum Nisa Suresi 15-16. ayetlerde belirtilmektedir. Hükmü düzenleyen ayette geçen “Allah onlar için bir yol açıncaya kadar.” ifadesi bu durumun nihayi hüküm olmadığını, konuyla ilgili başka düzenlemelerinde geleceğinin haberciydi aslında. Daha sonra ayet ve sünnetteki uygulamalar ile bu cezalarda değişiklikler yapılmıştır.

Bu ilk uygulamanın ardından önce bekarın bekarla zinası için yüz sopa ve sürgün cezaları, dulun dulla zinası için de yüz sopa ve recm cezalarını belirleyen hadis gelmiştir. Daha sonra bekâr ve dul ayırımı yapılmadan zina eden kadın ve erkeğe yüz sopa vurulmasını emreden âyet nâzil olmuş (en-Nûr 24/2), son olarak Hz. Peygamber’in Mâiz’e recm uygulamasıyla evlilik yapmamış kişi için yüz sopa hükmü âyet gereği sürdürülmüş, evlilik yapmış olan için de recm cezası hükmü sünnetle yerleşmiştir.

Köle ve cariyelerin cezaları ise hür insanların cezasının yarısı olarak elli sopa olarak uygulanmıştır.

Şimdi zina cezalarının ayrıntılarına bir bakalım.

Recm Nedir?

Recm taşlayarak öldürme anlamına gelmektedir. Bu ceza Kur’an’da açıkça belirtilmemiştir. Ancak Hz. Peygamber’in (sav) söz ve uygulamalarına dayanmaktadır. Peygamberimiz’in hükmü ile Yahudile ve Hristiyanlar’a da recm cezası uygulanmıştır. İlk recm cezası da Yahudilere uygulanmıştır. Ancak Yahudiler bir hüküm vermesi için Hz. Peygamber’e kendileri gelmişlerdir. Hz. Peygamber’den sonra da Halifeler dönemi başta olmak üzere İslam Tarihi’nde hatta Osmanlı döneminde az da olsa recm cezası uygulanmıştır.

Recm uygulanacak kişinin muhsan, hür ve müslüman olması gerekir. Şâfiîler dışındaki âlimlere göre zimmî ve mürtedlere de recm uygulanır. Hamile olan kadının, hamileliğinin nikâhtan veya zinadan olmasına bakılmadan çocuğunu doğuruncaya ve çocuğun annesine bağımlılığı sona erinceye kadar infazı ertelenir.

Recm edilecek kişiye daha önce yüz sopa vurulmaz, öldüğünde diğer müslümanlar gibi yıkanıp kefenlenir ve namazı kılınır. Ancak devlet başkanı ve itibarlı kişilerin böyle bir cenazenin namazını kıldırmalarını hoş karşılamayanlar da vardır.

Yüz Sopa Cezası

Bu ceza, Kur’ân-ı Kerîm’de zina eden kadına ve erkeğe yüz sopa vurulmasını emreden Nur Suresi 2. ayete dayanmaktadır. Âyette bekâr ve evli ayırımı yapılmaksızın umumi bir ifade kullanılmış olmakla birlikte İslâm âlimleri, bu umumi hükmün Hz. Peygamber’in hadisleri ve uygulamalarıyla tahsis edilerek yüz sopa cezasının sadece evli olmayan kişilere uygulanacağı kanaatine varmışlardır.

Cezanın infazı sırasında sopanın çok acıtan veya yaralayan türden olmaması, vurmanın ne çok sert ne de çok yavaş olması, kanamaya veya bir organın zarar görmesine yol açmaması gerekmektedir. İnfaz tehlikeli görülen çok sıcak veya çok soğuk zamanlarda yapılmaz. Çoğunluğa göre hasta, loğusa ve hamilelerin infazı ertelenir. Hastanın iyileşme ümidi bulunmuyorsa ağırlıklı görüşe göre yüz adet küçük dal ile hafifçe vurularak sembolik bir infaz yapılır. Hz. Peygamber zamanında da böyle bir uygulama yapılmıştır. Hanefî ve Mâlikîler’e göre infaz sırasında erkek mahkûmun avret yerleri hariç vücudu çıplak olur; diğer mezheplere göre ise yalnız kalın giysileri çıkarılır. Mahkûm kadın ise ittifakla sadece kalın giysileri çıkarılır. Çoğunluğa göre erkek mahkûm ayakta, kadın ise otururken infaz yapılır. Mâlikîler’e göre ise ceza ikisi de otururken infaz edilir. Yüz ve cinsel organlar gibi hassas bölgelere vurulmadığı gibi bir yere devamlı olarak vurulmaz; Mâlikîler’e göre ise yalnız sırta vurulur.

Sürgün Cezası

Sürgün cezası, Hz. Peygamber’in hadislerinde sopa cezasına ilâveten uygulanacak bir ceza olarak ve bir yıllık sürgün şeklinde geçmektedir. Hulefâ-yi Râşidîn döneminde sopa cezasıyla birlikte sürgün cezası uygulamaları bulunmaktadır. Ancak sürgünün bir had cezası mı yoksa ta‘zir cezası mı olduğu konusunda iki farklı görüş ortaya çıkmıştır.

Hanefîler dışındaki çoğunluğa göre sürgün had cezası niteliğindedir ve bu konuda sahâbe icmâı mevcuttur. Hanefîler’e göre ise sürgün ta‘zir mahiyetinde olup gerekli görüldüğü takdirde uygulanır. Hadisleri ve halifelerin uygulamalarını ta‘zir diye yorumlayan Hanefîler’e göre sürgünün had olarak kabul edilmesi âyetin sopa cezası hükmüne ziyade yapmak anlamına gelir ki böyle bir ziyade mümkün ve câiz değildir. Ayrıca sürgün her zaman beklenen olumlu sonucu vermeyebilir, hatta daha olumsuz sonuçlar doğurabilir. Sürgünü had olarak görenlerden Mâlikîler’e göre getireceği bazı olumsuzluklar yüzünden kadın mahkûmlar sürgün edilmez. Yine Mâlikîler’e göre mahkûm sürgün edildiği yerde bir yıl hapsedilir, diğer mezheplere göre ise hapsedilmeyip sadece sürgün edilir. Hanefîler’e göre sürgün bir ta‘zir türü olduğundan gerektiğinde sürgünle birlikte hapis de uygulanabilir.

Zina Cezasının Düşmesi

Zina cezasının şüphe, ikrardan rücû veya şahitlikten rücû ile düşeceği konusunda ittifak vardır. Hanefîler’e göre bir taraf zinayı ikrar ederken diğer taraf inkâr veya birleşmenin nikâh içinde yapıldığını iddia ederse ikrar edene de karşı tarafa da zina cezası uygulanmaz. Bu durum cezayı düşüren bir şüphe olarak değerlendirilir. Mâlikîler, kadın zinayı ikrar eder, erkek ise nikâh bulunduğunu iddia ederse erkeğin nikâhı ispat etmesi gerektiği, aksi takdirde ikisine de had cezası uygulanacağı kanaatindedir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise sadece ikrar edene ceza uygulanır.

Yine aleyhine şahitlik yapılan kadının bekâretinin bozulmamış olduğunun ortaya çıkması çoğunluğa göre cezayı düşüren bir şüphedir. Hanefîler’e göre şahitlerin ölümü, kaybolması veya hastalanması durumunda da zina cezası düşer.

Zina suçu Allah hakkı galip olan suçlardan sayıldığı için kesinleşmiş karardan sonra zina cezası asla düşmez. Diğer mezheplerin aksine Hanefî mezhebi, gerek şahitlikte gerekse cezanın infazında zaman aşımını da düşürücü bir sebep olarak değerlendirmektedir. Sadece Ebû Yûsuf tarafların evlenmesini cezayı düşürücü bir sebep saymıştır. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre gayri müslim fâilin Müslümanlığı kabul etmesi cezayı düşürür. Fâilin davadan önce tövbe etmesi, Hanefî ve Mâlikîler’in içinde yer aldığı ağırlıklı görüşe göre davayı düşürmez, diğer mezheplerde ise davanın düşeceği yönünde görüşler bulunmaktadır.

Yazımızı çok fazla uzatarak siz okurlarımızı sıkmak istemiyoruz. Zina ile ilgili konumuza farklı yazılar ile devam edeceğiz.

İlahiyatçı/Yazar 2005 yılında İHL'den mezun oldu. 2007 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazandı. 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra öğretmen oldu. İnsanın yaratılışı ve sorumlulukları, kulların vasıfları gibi konularda küçük konferanslar verdi. Din Kültürü branşında Üniversite sınavlarına hazırlık ve KPSS alan sınavı hazırlık kitapları hazırladı. Sorularınız için admin@bilginadamlar.com adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya isminizi giriniz.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.